Post-Modern Darbe: 28 Şubat’ta Ne Oldu?

Türk Siyaseti Yayınlayan:

1990’ların başından itibaren Türkiye’de İslamcılar güç kazanmaya başlamıştı. Merkez sağ partiler ise, İslamcılar ile işbirliğine girmek istemiyordu. 80 darbesi sonrası, Uğur Mumcu’nun da dediği üzere tarikat-siyaset-ticaret üçgeninde güçlenen İslamcı hareket, 24 Aralık 1995 seçimlerinde Refah Partisi’ni destekleyerk %21 oy oranıyla ilk parti olarak çıkmasını sağladı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel teamül gereği, TBMM’de en çok oy alan partinin genelbaşkanı olan Necmettin Erbakan’a hükümeti kurma görevini verdi. Erbakan, seçimlerden ikinci parti çıkan, ANAP ile görüşmelere başladı, ancak hükümet kurulamadı. ANAP bu kez hükümet kurmayı denedi ve seçimlerden üçüncü parti çıkan, DYP ile anlaşarak, ‘‘ANAYOL’’ hükümeti kuruldu. Hükümetin güven oylamasında usulsüzlük olduğu gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.

28 Haziran 1996’da 28 Şubat Sürecine giden yolun başlangıcı kabul edilen, Erbakan-Çiller hükümeti ya da bilinen adıyla ‘‘Refah-Yol’’ hükümeti kuruldu. Başbakan Necmettin Erbakan, Dışişleri Bakanı ise Tansu Çillerdi. Erbakan, medya tarafından büyük baskı altındaydı, daha önce laiklik karşıtı eylemlerin odak noktası olduğu gerekçesiyle Milli Nizam Partisi kapatılmıştı.12 Eylül 1980 darbesi sonrası, laik cumhuriyeti yıkmak suçlamasıyla yargılanmıştı. Libya’da Kaddafi’nin, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını çadırda ağırlaması, üstelik ‘‘Kürdistan kurulmalı, Türkiye iradesini kaybetmiştir, işgal altındadır.’’ sözlerine Erbakan’ın sessiz kalması, kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı. İnkılap kanunlarına aykırı bir şekilde, sarıklı, cübbeli, çarşaflı giyinerek Kemalizm aleyhine protestolara başlayan Aczimediler ve Müslüm Gündüz tansiyonu yükseltmişti.

10 Kasım 1996’da Refah Partili Kayseri Belediye Başkanı ve şu anki Cumhurbaşkanı Danışmanı Şükrü Karatepe, ‘‘Cumhuriyet’e karşı zulüm rejimi, laik olduğumu sakın sanmayın, Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur.’’ şeklinde bir konuşma gerçekleştirmişti. Karatepe, bu konuşmasından dolayı 1 yıl hapis cezası ve  420.000 lira para cezasına mahkum edildi. Ayrıca yine 10 Kasım’da Refah Partili Sultanbeyli Belediyesi Başkanı Nabi Koçak’ın gösterdiği yeri uygun bulmayan Tuğgeneral Doğu Silahçıoğlu, mareşal üniformalı Mustafa Kemal Atatürk heykelini belediyenin bahçesine diktirerek açılışını yaptı. Nabi Koçak da 80 darbesi sonrasında Cumhuriyet’e hakaretten göz altına alınmıştı.   

31 Aralık 1996’da Sincan’da Belediye Başkanı Bekir Yıldız başkanlığında Filistin yanlısı bir tiyatro oyunu sergilendi, İran Büyükelçisi ve bazı yabancı konukların da yer aldığı oyunda, cihat çağrısı yapıldı. Yılbaşı akşamında sahneye konan oyunun tarihi tesadüf değildi, Yıldız daha önce de Sincan’da içki ve hindi satışı yasaklatarak gündem olmuştu.  

11 Ocak 1997’de Erbakan, Başbakanlık konutunda cemaat ve tarikat önderlerine, şeyhlere bir iftar yemeği verdi. Süleymancılardan, İsmailağa Cemaatine, Şeyh Nazım Kıbrısi’den Fethullah Gülen’e kadar 51 kişi bu iftara katıldı. Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı odaklar, Cumhuriyet’in Başbakanının konutunda ağırlanıyordu. Gazeteler, tvler bu olayı günlerce konuştu, yazdı, çizdi. Ordunun üst kademesi ise 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük’te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu belirterek ne yapacakları hakkında tartıştılar.

4 Şubat’ta 20 kadar tank ve bir o kadar da zırhlı araç Sincan’da yürütüldü. Hükümete gözdağı verilerek, irticai eylemlere karşı harekete geçilmesi isteniyordu. 5 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Demirel de olaya müdahil olarak, Erbakan’a mektup yollayarak istifa etmesini belirtti.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya’nın açıklaması ise postmodern darbenin fitiline ilk kıvılcımı atar nitelikte oldu

İrtica, PKK’dan daha tehlikelidir!

28 Şubat 1997’de olağanüstü şekilde toplanan Milli Güvenlik Kurulu, 8 saatlik bir toplantı gerçekleştirdi. MGK kararları öneri niteliğinde kabul görürken, MGK’nın asker kanadı üyeleri 18 maddelik bir metin hazırlayarak, hükümete rapor verdi. 18 maddenin bazı maddeleri, 28 Şubat’ın neden yapıldığını anlamak için incelenmelidir;

*Savcılar, Devrim Yasaları’nın ihlalini oluşturan davranışlar karşısında harekete geçmelidirler. Yasaları ihlal eden dergahlar kapatılmalıdır.

*İmam – hatip okulları toplumdaki bir ihtiyacı karşılamak üzere kurulmuşlardır. Bu ihtiyacın fazlası olan imam hatip okulları, meslek okullarına dönüştürülmelidir. Ayrıca kökten dinci grupların kontrolünde olan Kuran kursları kapatılarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda düzenlenmelidir.

*Devlet dairelerinde ve belediyelerde kökten dinci bir kadrolaşma hareketi sürdürülmektedir. Hükümet, bu kadrolaşmanın önüne geçmelidir.

*İrticai faaliyetlere karıştıkları için TSK’daki görevlerine son verilen subay ve astsubayların belediyelerde istihdam edilmelerinin önüne geçilmelidir.

28 Şubat’ta toplanan MGK Kararlarını incelediğimizde, TSK’nın laik cumhuriyeti korumak adına hükümetten tedbirler almasını isteyerek ayrıca hükümetin Kemalizm karşıtı, Atatürk devrimlerine karşı eylemlere neden olduğu nedeniyle görevden çekilmesi istenmiştir. 28 Şubat sonrası hükümetten askeri darbe olmaksızın hükümetten çekilmesi, tarihe ‘‘Post-modern darbe’’ olarak geçmiştir. Bence bu yanlış bir ifadedir, 27 Mayıs 1960 gibi, TSK, laik Türkiye Cumhuriyeti devletini, içteki ve dıştaki şer odaklarına karşı korumak için hükümetin istifa etmesi gerektiğini bildirmiştir. Türkiye gibi, demokrasi ve anayasal sürece Avrupa’ya göre oldukça geç geçen ülkelerde, milli kimlik bunalımı devam ettiği için aslında 28 Şubat süreci yaşanmıştır. Ayrıca bugün FETÖ denen Fethullah Gülen’in elebaşılığındaki çete o günlerde TSK’nın yaptığı uyarılar dikkate alınsa, 15 Temmuz Darbe Girişimi yaşanmazdı. 28 Şubat’ta ordudan atılan subay ve astsubayların ‘‘SADAT’’ adı altında bir savunma şirketi kurarak, TSK’nın muadili konumunda, yurtdışında silahlı eğitim verdiklerini biliyoruz ve yine TSK haklı çıktı.

Ancak Erbakan, MGK Kararları’nı imzalamadı. Çiller, görevi kendisini devretmesini talep etti ancak bunu da kabul etmedi. 21 Mayıs’ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini” söyleyerek, RP’nin kapatılması için dava açtı. 10 Haziran’da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi. 18 Haziran’da Erbakan Başbakanlıktan istifa etti. Demirel, hükümeti kurma görevini, ANAP Genelbaşkanı Mesut Yılmaz’a verdi. 30 Haziran’da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk’la birlikte ‘‘ANASOL-D’’ Hükümeti’ni kurdu.

Bence 28 Şubat Sürecinin özeti ordunun üst kademesinin olaya nasıl baktığıyla ilişkilidir ve konuyu çok iyi özetlemektedir aslında, Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak ‘‘Ordu ile uyum içindeyiz’’ diyen Necmettin Erbakan’a şucevabı verdi:

Ordu Atatürk’e inananlarla uyum içindedir!

‘‘Bir hızla kötülüğü, geriliği boğarız;
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız,
Türk’üz, bütün başlardan üstün olan başlarız;
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız,’’

Behçet Kemal Çağlar

28 Şubat 1000 yıl sürecek, 1000 yıl sonrada Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan ilerleyecektir!

 

 

Hacettepe Üniversitesi siyaset bilimi ve kamu yönetimi mezunuyum. Erken cumhuriyet dönemi, Jön Türkler, faşizm ve 2. Dünya Savaşı çalışma alanlarım. Daha önce de HEPAR'da aktif siyaset yaptım.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*