Büyük Taarruz

Büyük Taarruz: Kağnı Kamyonu Yendi!

Türk Tarihi Yayınlayan:

Fransız politikacı Franklin Bouillon Büyük Taarruz için şu yorumda bulunacaktı: ‘‘İnanılmaz bir şey oldu, kağnı kamyonu yendi.”

15 Mayıs 1919’da Yunan ordusu, İzmir metropoliti Hrisostomos Kalafatis’in ayinleri eşliğinde İzmir’e çıktı. İttihat ve Terakki mensubu gerçek adı Osman Nevres olan gazeteci Hasan Tahsin’in tek kurşunla Yunan bayraktarını indirmesi dışında Yunan ordusu hiçbir direniş ile karşılaşmadan İzmir’i işgal etti. İzmir’in işgali demek, Anadolu’nun da Balkanlar gibi Türk toprağı olmaktan çıkması demekti. 1815 Viyana Kongresi’nde alınan kararlardan biri olan ‘‘Doğu Sorunu’nun Çözümü’’ böylece gerçekleşecekti. Türkler ilk önce Balkanlardan kovudu, şimdi de Anadolu’dan sürülecek, 1000 yıl önce geldikleri Ortaasya bozkırlarına geri gönderilecekti. 

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’dan mücadelenin başarılı olamayacağına daha önceden karar vermişti. İlk önce Harbiye Nazırı olmak istemiş, İngilizlerin engeli ile karşılaşmıştı. Yakından tanıdığı ve yaveri olduğu padişah Vahdettin ve hükümetine karşı öfke doluydu. Çünkü daha sonra kaleme alacağı Nutuk’ta belirttiği üzere

Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş, onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.

Anadolu’ya geçmenin çarelerini arıyordu. IX. Ordu Müfettişi olarak İzmir’in işgalinden bir gün sonra hemen 16 Mayıs’ta İstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıktı.

En başından beri ne yapılması gerektiğini biliyordu bunu planlamış ve şimdi bir bir bunları gerçekleştirecekti. Çünkü; O bir kurmay subaydı, hayatı plan yapmakla geçmişti.

Bizim verdiğimiz Kurtuluş Savaşı mücadelesi gibi tarihte çok örnek var ama bizi ayıran noktalar çok fazladır. Böyle bir mücadelede genelde önce ordu kurulur, örneğin Meksika İç Savaşı ve Bolşevik Devrimi’nde böyle olmuştur. Düşman yenilir, savaş kazanılır ve daha sonra meclis açılır. Bizde ise her şeyi demokrat yolla çözüme oluşturmak amacıyla önce meclis açılır sonra meclise ait bir ordu kurulur. Kurtuluş Savaşı’nı kazanan ordusunun resmi adı Büyük Millet Meclisi Ordusudur. Atatürk’ün demokrasiden, halkın egemenliğinden anladığı işte budur.

16 Mart 1920’de Misak-ı Milli’nin Mustafa Kemal Paşa’nın yoğun çabaları sonucu Meclis-i Mebusan’da kabul edilir. Bunun üzerine işgal komutanlığı İstanbul’u resmen işgal eder ve Meclis-i Mebusan’ı kapatır, vekillerini tutuklar. Kaçmayı başaran bazı mebuslar, 23 Nisan 1920’de açılacak olan Büyük Millet Meclisi’nde yerini alır. Türk ordusu yeniden kurulur. 1.5 yıllık çetin mücadeleden sonra maalesef Türk ordusu yenilir ve ordu Sakaya’nın Doğusu’na çekilerek yok olmaktan kurtarılır. Bu harekat Mustafa Kemal Paşa’nın askeri dehasının bir sonucudur. Çok büyük bir güçle ve siyasi destekle savaşan Yunan ordusu karşısında çoktan Türk ordusunun yenilmesi lazımdı. Türk ordusu, Yunan’ı vatan toprağından temizlemek için güç topladı bu süreçte. Ordunun Sakarya nehrinin doğusuna çekilmesinin siyasi bedelini meclisteki bazı mebuslar Mustafa Kemal Paşa’ya ödetmek ister. Meclisten Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutan olup ordunun başına geçmesi yönünde baskılar başlar. ‘‘Biz O’nu iyi bir komutan olduğu için başımıza getirdik, ordunun başına geçsin.’’ sözleri mecliste söylenir. Buradaki asıl amaç Mustafa Kemal’in bu güçsüz orduyla birlikte yenilerek tarihten silinmesidir. Sakarya Meydan Muharebesi’nden önce Mustafa Kemal Paşa Başkomutan olarak 3 ay süreyle, meclisin tüm yetkilerini kendinde toplanması için yasa çıkarıldı. Mustafa Kemal Paşa sıradışı bu savaş için sıradışı önlemlerin alınması gerektiğinin farkındaydı. Hazinede para yoktu, iç borçlanmaya da gidilemezdi. İlk iş olarak ‘‘Tekalif-i Milliye’’ yani ‘‘Milli Yükümlülükler’’ adında bir yasa çıkarıldı. Bu yasayla halk ayağındaki çorabından tutun, ahırındaki atına kadar her şeyi ordunun emrine veriyordu. 22 gün 22 gece süren savaş sonrasında Türk ordusu galip geldi. Her şey lehimize dönüyordu. II. Viyana Kuşatması’ndan bu yana yani Sakarya Meydan Savaşı’na kadar Türk ordusu hep geri çekilmişti. Bu geri çekiliş artık son bulmalıydı. Büyük bir hücum saldırısı ile düşman Türk toprağından temizlenmeliydi. 13 Eylül 1921’de Sakarya Savaşı bittiğinde, Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya karşı saldırı emri vermiş. İsmet Paşa ise ordunun yeterli güce sahip olmadığını bildirmiştir. Mustafa Kemal Paşa daha sonra cepheyi teftiş etmiş ve saldırıyı yaklaşık 1 yıl erteleme kararı almıştır. Mustafa Kemal Paşa’ya 5 Ağustos 1921 tarihli kanunla Başkomutanlık olağanüstü yetkileri verildi. Bu yetkiler üç ay için verildiğinden, olağanüstü tehlike dolayısıyla 31 Ekim 1921’de ikinci kez, 4 Şubat 1922’de üçüncü kez uzatıldı.

1 yıllık hazırlık dönemi en iyi şekilde geçirildi. Ordunun er ihtiyacı karşılandı, firar olaylarının nedeni olan, askerin temel ihtiyaçları karşılanır duruma geldi. Ordu içerisinde emir-komuta zinciri tam olarak sağlandı. Ayrıca Türk süvari kolordusunun katkıları asla unutulmamalıdır. Cephe gerisine sarkarak Yunan ordusunun ikmal hatlarına büyük zararlar vermiş, baskınlarla Yunan ordusunun morallerini bozmuştur.

Tarafların Kuvvetleri

Taraflar         Subay       Er       Tüfek     Hafif Mk.Tüfek  Ağır Mk.Tüfek   Top     Kılıç Kamyon

Türk Ordusu   8.659  199.283  100.352        2.025             839                     323   5.282  198

Yunan Ordusu 6.565  218.432   90.000         3.139            1.280                  418   1.280  4036

Türk ordusunda ayrıca 3141 at arabası, 2318 kağnı ve 71 fayton bulunmaktadır.

Savaşın ilk 5 günü Yunan geri çekilir ve direnir, geri çekilir ve direnir bu böyle devam eder ta ki 1 Eylül’e kadar.

Büyük Taarruz 26 Ağustos; saat 05.00’de topçu ateşiyle başladı. 05.30’dan itibaren  topçu ateşinin, düşman hattının gerisine kaydırılmasıyla birlikte, piyadenin süngü hücumu başladı. İlk gün, Çiğiltepe gibi önemli bir mevzi ele geçirilmiş ancak daha cephe yarılmamıştı.

27 Ağustos; tüm cephe boyunca piyade hücumu şafakla birlikte tekrar başladı. Cephe de akşama doğru yarıldı. Mustafa Kemal Paşa, Albay Reşat Bey’i aradı ve Tınaztepe’yi her ne olursa olsun ele geçirmesini emretti, Albay Reşat ise yarım saat içinde tepeyi ele geçireceğine dair Paşa’ya söz verdi. Sözü verdiğinde saat 11’di 11.30’da Paşa’ya bir not bırakarak intihar etti, tepe 14.00’de ele geçirildi. Askerin şeref ve onur duygusu hiçbir meslekte yoktur çünkü o bu görevi vatan için yapmaktadır. Türk militarizminin abidelerinden olan Albay Reşat Bey’in ailesine soyadı kanunu çıktığında ‘‘Çiğiltepe’’ soyadını Atatürk bizzat vermiştir.

28 Ağustos; M. Kemal Paşa’nın karargahı Kocatepe’den Afyon’a taşındı. Tüm cephelerde taarruz devam etti. Dağılan Yunan ordusunun Kütahya’ya doğru çekilip yeniden mevzi almasını, V. Süvari Kolordusu engelledi.

29 Ağustos; planın asıl hedefi düşmanı bir çember altına almaktı. 4. günün sonunda bu başarıldı. Trikopis’in ordusu kuşatma altına alındı. Yunun ordusu da en baştan beri bundan çekiniyordu. Batı kanadında 4-5 hat oluşturmuştu bu yüzden kuşatmayı engellemek için, Türk süvarilerinin ani baskınları sayesinde bunu gerçekleştirmelerine imkan kalmadı.

30 Ağustos; Büyük Taarruz’un kader günü bugundür. Başkumandan Meydan Muharebesi bu gün gerçekleşti. Yoğun sis ve yağmur yağışı saldırının gecikmesine neden oldu. Akşam üstü başlayan saldırılarda, Türk ordusu artık düşmandan daha kuvvetli durumdaydı. Trikopis’in 5 tümenine karşı, Mustafa Kemal Paşa’nın elinde, 8 piyade ve 3 süvari tümeni bulunmaktaydı. Geceye doğru, Yunan ordusu ağır kayıplar vermekle birlikte Trikopis ile birlikte 10.000 civarında asker kaçmaya başladı. Savaş, kesin Türk zaferi ile sonuçlanmıştı!

1 Eylül 1922; Başbuğ Mustafa Kemal Paşa; ‘‘Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!’’ emrini verdi.

Afyonkarahisar-Dumlupınar büyük meydan muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun asıl muharebe birliklerini inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necip milletimizin fedakârlıklarına layık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk Milleti, istikbalinden emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı, yakından müşahade ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdirlerine vasıta olmak görevimi durmadan ve sürekli bir şekilde yerine getireceğim. Başkumandanlığa tekliflerde bulunulmasını cephe kumandanlığına emrettim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikri güçlerini, kahramanlık ve vatanseverliğini, birbirleriyle yarışırcasına göstermeye devam eylemesini talep ederim.
Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Başkumandan Mustafa Kemal

24 Ağustos’ta Mustafa Kemal, komutanlara şafakla birlikte saldırı emrini verirken ‘‘15 gün sonra İzmir’deyiz.’’ der arkadaşlarına. Türk Ordusu 14 günde İzmir’e girdi ve arkadaşları Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yanıldığını zannedip dayanamayıp sordular. Mustafa Kemal Paşa, ‘‘Bakınız yanılgı nereden geliyor. Sadece bir gün yanılmışım ama bu kusur bende değil düşmanda’’ dedi. Üst düzey komutanların hepsi zaferden emindi, ancak bu kadar kısa sürede zaferin kazanılacağını kimse ummuyordu Atatürk haricinde. O, askeri bir deha olduğunu bir kez daha kanıtladı. Büyük Taarruz hakkında şu sözleri söyledi;

Her safhasıyla düşünülmüş, ihzar, idare ve zaferle intaç edilmiş (bitirilmiş) olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk zabitan ve kumanda heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin lâyemut (ölümsüz) abidesidir.

Hacettepe Üniversitesi siyaset bilimi ve kamu yönetimi mezunuyum. Erken cumhuriyet dönemi, Jön Türkler, faşizm ve 2. Dünya Savaşı çalışma alanlarım. Daha önce de HEPAR'da aktif siyaset yaptım.

  1. Falih Rıfkı Atay, Çankaya adlı kitabında bu günleri çok güzel anlatmış. Hele haberleşme ağının çökertilip kimsenin büyük taarruzdan haber alamadığı günlerde Gazi bütün ordusuyla beraber esir alınmış haberi gelince, kalbim dayanamayacaktı buna diyordu. Fakat meğerse Gazi değil Başkomutan Trikopis esir alınmış ve ordu İzmir’e iniyormuş, hemen gazeteye başlığı atmıştık “elhamdülillah! İzmire kavuştuk.”
    Kendisi Mustafa Kemal’in en yakınında bulunanlardan biri ve dil devriminde önemli bir yere sahiptir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*