ekmel

Çatı Aday Ekmeleddin

Türk Siyaseti Yayınlayan:

Türk milleti her zaman bir bozkurt gibi, başsız, sahipsiz ve her zamanki gibi bir de tek başına. Siyasetçiler Türk milletini arkadan hançerledi! Muhtar bile olamaz denilen Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel başkanı Deniz Baykal sayesinde, eşi Emine Erdoğan’ın memleketi Siirt’ten hülle seçimi ile meclise girdi. Daha sonra da Abdullah Gül’den Cumhurbaşkanlığı koltuğunu devraldı. Bir de ‘‘Çatı aday’’ Ekmeleddin İhsanoğlu çıktı başımıza ama Türk siyasetine ve Türk kamuoyuna yabancı biri neden Cumhurbaşkanı adayı yapıldı?

Film zaten 4 Temmuz 2003’de koptu. O gün Türk askerinin başına Kuzey Irak’da çuval geçirildi. Çiçeği burnunda hükümet AKP ise adeta üç maymunu oynadı. Hiçbir şey yapmadan, emir-komuta zincirine uyarak Süleymaniye’deki askeri üssümüz ABD’ye boyun eğdi. O çuval hâlâ Türk milletinin ve Türk ordusunun başındadır. Bundan sonra makaraya yeni bir film kondu, traji-komik bir film… 

Mecliste AKP’ye karşı; II. Damat Ferit Paşa hükümetine dirensin diye meclise gönderilen muhalefet partileri, AKP’ye karşı etkili bir muhalefet gösteremedi bununla birlikte bazen destek de verdi. Türk ordusunun uyarısına rağmen -bunun siyasi bir oyun olduğu sonradan anlaşıldı- Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı makamına aday gösterildi. Türk milliyetçiliğini temsilen 2002’de baraj altında kalan Bahçeli ve MHP 2007’de seçimleri öncesindeki ‘‘Cumhuriyet Mitingleri’’nin rüzgarıyla birlikte tekrar meclise girdi. Eğer Bahçeli ve MHP mecliste yemin edip meclisteki Cumhurbaşkanlığı oylamasına katılmasaydı, Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı seçilemiyordu. AKP’nin meclisteki milletvekili gücü bu seçime tek başına yapmaya yetmiyordu, muhalefet bir kez daha koltuk değneği vazifesi gördü ve Gül Cumhurbaşkanlığı koltuğuna geçirildi.

Meclisten gelen hemen hemen her yasa teklifi hızlıca Çankaya’dan geçiyordu. Hiçbir sitem, itiraz olmadan gıkı çıkmadan yasalar jet hızıyla onaylanıyordu. Çünkü artık Cumhurbaşkanlığı makamında Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Necdet Sezer değil, Erdoğan’ın yakın dava arkadaşı Abdullah Gül oturuyordu. Siyasal İslam, 1996’da ele geçirdiği Başbakanlık makamına ek olarak devletin 1 numaralı makamını da 2007’de Devlet Bahçeli’nin destekleriyle elde etmişti.

AKP’ye karşı ilk cepheleşme!

2010 Halkoylaması’nda muhalefet AKP’ye karşı birleşti denebilir en azından meclisteki CHP-MHP ve AKP’ye karşı ‘‘hayır’’ cephesinde yer aldı. Kadınlara ve çocuklara yönelik pozitif ayrımcılık ve 80 darbesinin gerçekleştiren Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren ve üyelerine yargı yolunun açılması halk için evet demeye yetiyordu. Referandum öncesinde Ergenekon-Balyoz davaları ile üst düzey muvazzaf ve emekli subaylar darbeye teşebbüs suçundan tutuklanmış, TSK’nın onuru zedelenmişti. AKP, bu referandumu ‘‘Askeri vesayeti bitireceğiz!’’ diyerek kabul ettirdi. Ama hükümetteki parti tarafında yargı sisteminin ele geçirilmesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin hiçe sayılıp, yargı organının üyelerini yürütme organının seçmesi de halk için hayır demekti.

Türk milleti bu referandumda kaybetti. Yargı sistemi, hükümetin eline geçti. En azından 2010’de biz öyle zannediyorduk. Meğer, hükümeti, elebaşı Amerika’da yaşayan Fethullahçı Terör Örgütü kandırmış. Subaylara suç atarak ordunun içinde daha etkin hale gelmeye çalışmış, yargı sistemini de 2010 referandumundaki hukuki değişiklikten faydalanarak ele geçirmiş.

2014 Yerel Seçimleri

AKP’den açık bir şekilde nefret eden Türkçüler ve toplumun büyük bir kısmı AKP’ye karşı muhalefetin birleşmesini istiyordu. CHP-MHP ise 30 Mart yerel seçimlerinde açıktan ve ya dolaylı olarak AKP’ye karşı bir ittifak içerisinde yer almadılar. Eğer alsalardı 20 il AKP yönetiminden CHP ve ya MHP yönetimine geçecekti. Buna seçimde açık bir şekilde hile karıştığı ortaya çıkan başkent Ankara’da dahil. Böylelikle AKP’nin yönetiminde üç büyük ilden sadece İstanbul kalacaktı. Bu AKP’ye karşı büyük bir darbe indirirdi.

Her ne hikmetse yerel seçimlerden 4 ay sonra gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için mecliste bulunan muhalefet AKP’ye karşı birleşmeye karar verdi. Bu sevindirici bir haberdi ama ben bu işin içinde bir iş olduğunu düşünüyordum. Birkaç ay önce birleşmeyen muhalefet şimdi birleşme kararı almıştı. Bakalım çıkaracakları aday kim olacaktı? Umarım durduk yere endişeleniyordum derken, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ismi açıklandı. Benim gibi kim çıkarsa çıksın oyumu vereceğim diyenler hayal kırıklığına uğramıştı.

Çatı Aday; İhsanoğlu

Ekmeleddin İhsanoğlu kamuoyunun beklemediği, kimsenin aklına gelmeyen bir isimdi. Onu tanıyan da pek yoktu hatta. Hiçbir kamuoyu anketinde o kadar isim arasında bile kendisi yoktu. AKP’yi kendi silahı vuralım savı üzerinde duruldu önce, muhafazakar bir aday çıkarılırsa AKP’nin adayı Erdoğan muhalefetin adayına saldırmazmış. Çirkefe taş atma üstüne sıçrar diyorum.

İsmin açıklandığı ilk günden bu yana boykot kararım değişmedi. Ekmeleddin İhsanoğlu İstiklal Marşı’nın satırlarını Çanakkale Şehitleri şiirine ait zannetti ve çözüm sürecinden yana olduğunu beyan etti.

Bu adayın yanlış olduğunu bu adayını gösteren Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli bilmiyor muydu? Kılıçdaroğlu bir canlı yayında: ‘‘Üç adaydan birini beğenmek zorunda değilsiniz, sandığa gidin ve birine oy kullanın.’’ dedi. Bahçeli ise, gazetecilerin İhsanoğlu’nun çözüm sürecinden yana olduğunu söylemesi üzerine, ‘‘Bizimle her konuda aynı düşünce olması gerekmiyor.’’ dedi. Daha sonra 2 dönem MHP milletvekili seçtirilen İhsanoğlu bir yanda Ümit Özdağ gibi Bahçeli’ye muhalefet ettiği için partiden ihraç edilenler bir yanda.

Bence Erdoğan’ın karşısında İhsanoğlu’nun çıkarılması son derece yanlıştı. Cumhurbaşkanlığı makamının peşinen Erdoğan’a hediye edilmesiydi. Eğer; Cumhuriyetçi ve Atatürkçü biri aday gösterilseydi AKP seçmeninden en az %5-6 oranında oy alırdı. Bunu 2011 Genel ve 2014 Yerel Seçim Sonuçlarını karşılaştırırsanız birçok şehirde görürsünüz.

Ayrıca, öyle ya da böyle birini aday çıkardı muhalefet, yeterince propaganda yapmadı ve adayın arkasında durmadı. 5 partinin ortak adayı olarak açıklanmasından sonra birçok parti de ‘‘çatı aday’’a destek vereceklerini açıkladı. Peki, İhsanoğlu neden miting yapmadı ? Karşısında Erdoğan şehir şehir gezdi, yüz binlerce kişinin katıldığı dev mitingler düzenledi. İhsanoğlu ise kongre salonlarında 500-1000 kişilik salonlarda insanlara derdini anlattı genelde, bazen de seçim otobüsünün üzerinden halka seslendi.

Mevcut adaylardan ikisini diğer ikisini anlatmaya gerek yok. Biri PKK’lı diğeri ise Türkiye’de Sevr’i imzalayan zihniyetin temsilcisi; BOP’çu.

İlgili resim
Emin el Hüseyin XIII. Waffen SS Tümenine bağlı Boşnak askerleri selamlıyor

Peki, muhalefetin adayı İhsanoğlu. İhsanoğlu’nu Türk kamuoyundan bilenler onu, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Genel Sekreteri olduğu dönemden tanır. 2004-2014 yılları arasında bu görevini 10 yıl boyunca sürdürdü. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın önceki ismi, İslam Konferansı Teşkilatıdır. Bu teşkilatın onursal başkanı kimdir size onu açıklayayım. Emin el Hüseyin. Emin el Hüseyin daha önce Filistin’de İngiliz uşağı olarak yer aldı. İngilizlerin Avrupa’daki Hitler tehdidi karşısında tüm kuvvetlerini kendi yarımadasına toplaması üzerine, Emin el Hüseyin, Nazilerden yana tavır aldı. Bizzat, Berlin’e giderek Adolf Hitler ile görüşerek, ondan Arap Birliği konusunda söz aldı. Müslümanları Alman ordusuna katma konusunda Hitler’e yardım edeceğine söz verdi. Nazizim’e karşı açıktan destek vermeye başladı, Boşnaklardan oluşan XIII. Waffen SS Dağ Tümeni’ni oluşturdu. Azerbaycan ve Arnavutluk’taki Müslümanlara da Hitler’in ordularına katılma çağrısında bulundu. İşte, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Genel Sekreter olduğu İİT’nin onursal başkanı önce İngiliz uşağı sonra da İslam’ın Nazizim ile aynı şey olduğunu söyleyen Emin el Hüseyindir.

Diyeceksiniz ki aralarında 50 seneden fazla var İhsanoğlu ile Emin El Hüseyin’in ne alakası var. İhsanoğlu, yazdığı kitaplarda bu adamı övgüler, methiyeler düzüyor.

Taraf Gazetesi’nin Ekmeleddin İhsanoğlu ile yaptığı röportajda ise, ‘‘Kahramanınız kim ?’’ sorusuna ‘‘Kahramanım babam.’’ diye cevap verdi. Babası, Kurtuluş Savaşı sırasında Vahdettin’in ve Damat Ferit Paşa’nın isteği doğrultusunda Atatürk’e idam fetvasını çıkaran Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin yardımcısı İhsan Efendidir, 1924’te Cumhuriyet’in ilanından sonra Mısır’a kaçmıştır. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun 1943’de Mısır’da doğmasının sebebi budur.

Ayrıca Ekmeleddin İhsanoğlu’nun danışmanlığı yaptığı ‘‘Derin Tarih’’ dergisi hükümet tarafında palazlandırılan, uyduruk, çukur düzeyinde bir entellüktüel kitleye hitap eden, Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı cephe alan bir dergidir. Kısır Damat Ferit Paşa’ya sözde torun bulup, o torunun dergiye yazdığı mektubu yayınlayan bir müsveddeden bahsediyoruz.

Çatı Akıtıyor

‘‘Çatı’’ akıtıyor, bize bir damcı lazım çatıyı tamir etmek için. Damcı aranıyor, eğer Türkçüler mecliste güçlü bir şekilde yer almazsa Türkiye sona daha da yaklaşacak, yaşanan traji-komik olaylara rağmen Türk milleti sıradan günlük yaşamana devam edemez. Türk gençliği özellikle daha fazla okuyup araştırmalı, Türk milletinden yana olanlar ve Türk milletine karşı olanlar diye ayrılan bir toplum olduk. Kutuplaşma had safhada. Türk gençliği politikaya karşı olmaktan vazgeçip bir an önce milli cephede yer almalıdır.

Nihâl Atsız’ın dediği gibi;

Taviz bir fedakârlıktır. Ancak dosta karşı yapılır. Düşmana verilen taviz bir nevi yenik düşmeden başka bir şey değildir. Şerefliler taviz vermez, şerefin tavizi yoktur.

Hacettepe Üniversitesi siyaset bilimi ve kamu yönetimi mezunuyum. Erken cumhuriyet dönemi, Jön Türkler, faşizm ve 2. Dünya Savaşı çalışma alanlarım. Daha önce de HEPAR'da aktif siyaset yaptım.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*