kıbrıs girit olmasın

Kıbrıs Girit olmasın!

Türk Dünyası/Türk Siyaseti Yayınlayan:

Kıbrıs Sorunu’nun özünü anlamak için, 2004’de BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan Annan Planı’nı incelemek gerekir. Annan Planı’ndan Cenevre Görüşmelerine Kıbrıs Sorunu ne oldu? Annan Planı’nın öncesinde, ABD’nin Ortadoğu ilgili görüşlerine göz atalım.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın 7 Ağustos 2003’de Washington Post gazetesindeki, ‘‘Ortadoğunun Değişimi’’ başlıklı makalesini incelediğimizde ABD’nin Ortadoğu üzerindeki planlarının, Batı’nın ‘‘Böl, parçala, yut!’’ politikasını yansıttığını görürüz. Ortadoğu’daki 22 ülkenin ve toplamda 300 milyondan fazla nüfusun, 40 milyonluk İspanya’dan daha az gayri safi yurt içi hasılaya sahip olduğunu belirten Rice ayrıca Amerika için şöyle diyor:

Bizim işimiz, Orta Doğu’da daha ileri demokrasi, hoşgörü, refah ve özgürlük arayanlarladır.

Bu sözleri şunun için hatırlattım. Ortadoğu’da 22 ülkeyi, mezhep çatışmaları üzerinden bölen ABD güdümündeki Batı, Kıbrıs’ı neden birleştirmek istiyor? 24 Nisan 2004’te, Annan Planı, Kıbrıs’ta referanduma sunuldu, Türk tarafının kabul etmesine karşılık Rum tarafı, %75 ile, planı reddetti. Planın referandumda reddedilmesinden hemen sonra, Rum tarafı 1 Mayıs 2004’te AB’ye kabul edildi. KKTC, Dünya tarafından resmen tanınmazken, Rum kesimin AB’ye alınması, AB’nin uyguladığı çifte standardın ve Türk düşmanlığının bir göstergesiydi. Annan Planı’nda Türkiye, garantörlüğünü korurken, Türk ordusunun adadan, 14 yıl bir süreç içerisinde geri çekilmesi planlanmıştı. Cenevre görüşmelerinde ise Türk ordusunun adada işgalci olduğunu söyleyen Rum tarafı, Türk ordusunun adadan derhal çekilmesini istiyor. Rum lider Nikos Anastasiadis diyor ki:

Barışçıl diyalog üzerinden, vatanımızın 1974’ten beridir Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprağını kirleten işgal ordusundan kurtarmayı başarmak için çabalıyoruz.

Kıbrıs adası, Anadolu’ya girişimizin -resmi tarihe göre- 500. yıl dönümünde, 1571’te, Venedikliler’den alınır. Kıbrıs adası tarih boyunca hiçbir zaman Rum egemenliğine girmemiştir. Adanın, 1571’te olduğu gibi bugün de çoğunluğu Rum’dur. Ancak buna rağmen, Rum tarafı, Türk tarafının işgalci olduğunu belirtmekte ve Türkiye Cumhuriyeti’ni adada işgalçi olarak suçlamaktadır. Kıbrıs, 93 Harbi sırasında(1878) yönetimi İngilizlere devredilir. I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Kıbrıs’ İngiltere tarafından ilhak edilir. O günden beri İngilizler, Kıbrıs’ı askeri üs olarak kullanmaya devam etmektedirler.

Cenevre Görüşmeleri’nde, Türk tarafından daha çok taviz verilmesi istendi. Ayrıca görüşmelerin ‘‘barışı sağlamak için’’ gerçekleştiği dünya kamuoyunda yer aldı. Adada bir savaş varmış da, iki taraf arasında akan kanı durdurmak için bu görüşmeler düzenleniyormuş şeklinde bir algı yaratıldı. TSK’nın 20 Temmuz 1974’te adaya çıkması ile adada akan kan durmuş ve barış sağlanmıştır. KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, Kıbrıs meselesine, önceki Türk liderlerden farklı bakmakta, federatif çözümü savunmaktadır. KKTC’nin sağ siyasetten gelen, milliyetçi politikacıları; Rauf Denktaş ve Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı’ndan sonra kendini sosyal demokrat olarak tanımlayan, Akıncı’nın Cumhurbaşkanlığı seçilmesi Kıbrıs meselesinin çözülmesi konusunda bir umut olmuştur.

Çünkü, Rum kesimi için, istediklerini alabilecek bir cumhurbaşkanı karşılarındadır. Federatif çözüm, Kıbrıs Türklerine ekonomik bazı avantajları da getiriyor. Örneğin, Magusa limanının ve Ercan havalimanının kullanıma açılarak KKTC’nin AB ile ticaret yaparak ekonomik olarak rahatlaması öngörülüyor. Görüşmelerde, bahsi geçen bir diğer konu da, Rum tarafının Türk tarafından toprak talebidir. Rum tarafının KKTC’den toprak talebi ve Türk ordusunun adadan çekilmesi şartı görüşmeleri her zaman olumsuz etkilemiştir.

2004’ten bu yana, Kıbrıs için değişen bir konu da garantör ülkeler, Birleşik Krallık ve Türkiye’nin AB ile ilişkileridir. 2016 yılında Birleşik Krallık’ın AB’den çıkması ve Türkiye’nin AB ile ilişkileri dondurma noktasına gelmesine karşın, üçüncü garantör ülke Yunanistan, Kıbrıs’ın bir AB sorunu olduğunu görüşünde. Yunanistan Cumhurbaşkanı Pavlopoulos 2 Aralık 2016’da Atina’da şunları söylüyor:

Kıbrıs konusu bir Yunanistan-Kıbrıs sorunu değildir. Uluslararası bir konudur. Kıbrıs’ın AB’nin tam ve eşit üyesi olması sebebiyle AB’nin ve AB bölgesinin sorunudur. Kıbrıs konusunda Yunanistan ve Kıbrıs ortak bir cephe oluşturur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 9-12 Ocak 2016’da gerçekleşen Cenevre görüşmelerine bakış açısını en iyi Başbakan Binali Yıldırım’ın gazetecilerin Cenevre’ye gidecek misiniz sorusuna verdiği cevap açıklıyor; yeni anayasa çalışması ve başkanlık rejimini kast ederek  ‘‘Şu andaki işimiz hepsinden önemli.’’   Başkanlık, vatan toprağından daha önemlidir diyor yani Başbakanımız. Ben de bir Türk milliyetçisi olarak diyorum ki:

Kıbrıs Girit olmasın!

Hacettepe Üniversitesi siyaset bilimi ve kamu yönetimi mezunuyum. Erken cumhuriyet dönemi, Jön Türkler, faşizm ve 2. Dünya Savaşı çalışma alanlarım. Daha önce de HEPAR'da aktif siyaset yaptım.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Türk Dünyası'den Sonuncu

Çık Yukarı