neoliberalizmvetürkiye

Neoliberalizm ve Türkiye

Türk Siyaseti Yayınlayan:

Türkiye’de 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında, 12 Eylül öncesi siyasilerin tutuklanması üzerine, siyasi bir boşluk doğmuştu. Yönetime gelen Kenan Evren başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi nezaretinde yeni bir anayasa hazırlandı. Anarşi ortamının oluşmasının temel olarak iki nedeni vardı; ilki topluma geniş ve hak özgürlük tanıyan 61’ anayasası, diğeri ise toplumun siyasi olarak kutuplaşmasıydı. 1982’de  referanduma sunulan yeni anayasa %91 gibi rekor bir oyla kabul edildi. Kenan Evren güven tazeledi, bir sene sonra genel seçimlerle ile yeniden yönetimi sivillere bırakmaya karar verdi. Toplumu özellikle gençliği siyasi olarak pasifize etmeyi başarmıştı. 600 bin kişi 12 Eylül sonrasında tutuklanmıştı.  

1983 seçimleri üç siyasi parti arasında geçecekti. 2’si Milli Güvenlik Konseyi’nin kurdurduğu bu partiler arasında sivillerin tek kurduğu parti Başbakanlık eski Müsteşarı Turgut Özal’ın neoliberal partisiydi. Özal, Türk kamuyouna, dönemin başbakanı Süleyman Demirel ile birlikte TRT’den 24 Ocak 1980 tarihinde açıkladığı ‘‘24 Ocak Kararları’’ ile tanındı. 24 Ocak Kararları’nın mimarı Turgut Özal, Türkiye’nin kapitalist dünya ile bütünleşerek dışa açılmasını savunuyordu. 

Neoliberal bir politika benimseyen Turgut Özal Anavatan Partisi’ni kurdu. MGK’nin öngördüğünün tersine seçimi kazandı ve tek başına iktidar oldu. Aslında 80’lerde tüm dünya da neoliberal politikalar benimseyen adına ‘‘Yeni Sağ’’ denilen siyasetçiler iktidara geliyordu. ABD’de Donald Reagan; İngiltere’de Demir Leydi Margaret Thatcher ve Türkiye’de Turgut Özal iktidara geldi. Türkiye artık içine kapanık bir ülke olmayacaktı. Özellikle serbest teşebbüs özgürlüğü olmak üzere, düşünce ifade özgürlüğü, din-vicdan özgürlüğü etrafında siyasetini temellendirdi.

Özal, 83 seçimlerinde, Demirel’in, Türkeş’in ve Erbakan’ın seçmenlerinden oy aldı. Yani 80 öncesi kurulan ‘‘Milliyetçi Cephe’’ hükümetlerini tek bir parti çatısı altında kurdu. Özal, Demirel gibi pragmatik biriydi, milliyetçilik anlayışı Türkeş’e çok yabancı değildi, hapisten çıkan ve ya dışarı olan birçok ülkücü genç ANAP’a katıldı ve Erbakan ile dini görüşleri yakındı, cemaatleri sivil toplumun bir parçası olarak kabul ediyordu ve kendisi de Nakşibendi tarikatının bir üyesiydi. Erbakan’ın 80 öncesinde destek aldığı Esad Coşan’ın, Özal’ı desteklemesi, Özal’ın iktidarını sağlamlaştırdı.

83-89 arasında ANAP iktidarının temelinde iki düşünce vardı. Merkezi-bürokratik devletin yıkılarak yerine ‘‘teşebbüsçü birey’’ temelinde bir anlayışın benimsenmesi, diğeri ise milliyetçi-muhafazakar görüş temel alınarak oluşturan ‘‘millet’’di. Her şey millete sorulacak, her şey sandıkta halledilecekti. 80’li yıllarda Türkiye’de cemaatler gittikçe güçlendi, uygun siyasi ortamda, gençlerin siyasi olarak pasifize edildiği yıllarda birçok kişi cemaatler beyni yıkanılarak devşirildi. Cemaatler ekonomik olarak güçlendi ve seküler-merkezci TÜSİAD’a karşı 1991 yılında çevreyi temsilem muhafazakar bir örgüt olan MÜSİAD’ı kurdular. Turgut Özal’ın 89’da Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra cemaatler ANAP’dan uzaklaştı. Yeni genel başkan Mesut Yılmaz önderliğindeki ANAP, merkezi-bürokratik bir çizgiye yaklaştı. Siyasi yasağı kaldırılan Erbakan’ın tekrar meclise girmesiyle cemaatler 80 öncesinde olduğu gibi Erbakan’ı desteklemeye başladı.

Hacettepe Üniversitesi siyaset bilimi ve kamu yönetimi mezunuyum. Erken cumhuriyet dönemi, Jön Türkler, faşizm ve 2. Dünya Savaşı çalışma alanlarım. Daha önce de HEPAR'da aktif siyaset yaptım.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*