Türkiye_AET_İlişkisi

Türkiye-AET İlişkisi

Siyaset Bilimi Yayınlayan:

31 Temmuz 1959’da Türkiye Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AET) başvuruda bulundu. Anlaşma genel olarak gümrük birliği anlaşmasıydı. Bununla birlikte, taraflar arasında daha sık bağların oluşturulması amaçlandı. Anlaşmanın amaçlarından biri olarak, Türkiye’nin ekonomik kalkınması hedeflendi. Bu açıdan, Avrupa Ekonomik Topluluğu Türkiye’ye belirli süre zarfında 175 milyonluk mali yardımda bulunacağı taahhütünü verdi. 12 Eylül 1963’te anlaşma iki taraflı olarak imzalandı. Anlaşmayı Türkiye adına dönemin Dışişleri Bakanı Feridun Cemal ERKİN, Avrupa ekonomik topluluğu adına ise dönemin Hollanda Dışişleri Bakanı Joseph LUNS imzaladı. Ankara anlaşması, 1 Aralık 1964 senesinde yürürlüğe bindi. Anlaşma gereği Ortaklık Konseyi kuruldu. Ortaklık Konseyi, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni temsil eden üyeler, AB üyesi devletlerin hükümetlerini temsil eden üyeler ve Konsey ve Avrupa Komisyonu’ndan katılan üyelerden oluşmaktadır. Bu çerçevede Ortaklık Konseyi’nde, AB tarafından Konsey Dönem Başkanı üye devletin Dışişleri Bakanı ile Komisyonun Genişlemeden Sorumlu Üyesi ve Türkiye’den de Dışişleri Bakanı ile Devlet Bakanı ve Başmüzakereci bir araya gelmektedir. Ortaklık Konseyi kendi İç Tüzüğü uyarınca, en az altı ayda bir Bakanlar düzeyinde toplanmakta ve dönem başkanlığı altı aylık sürelerle, bir AB temsilcisi ve bir Türk temsilci tarafından sırayla yapılmaktadır. Ortaklık Konseyi’nde Türkiye’nin bir oyu ve AB tarafının bir oyu vardır. Kararlar oybirliği ile alınır. Ortaklık Konseyi’nde, her iki tarafın olumlu oyu olmadan hiçbir kararın alınmasına imkan yoktur. Anlaşma, iç pazara ilişkin tüm AET politikalarıylla neredeyse uyum da dahil olmak üzere, işçi, kuruluş ve hizmetlerin serbest dolaşımını istedi. Ancak anlaşma, siyasi pozisyonlara Türkiye’yi dışladı ve bir anlaşmazlık durumunda çözüm için Avrupa Adalet Divanı’na da başvurulmasını engelledi. Anlaşma, Ek Protokol ve Ortaklık Konseyi Kararları ile birlikte AET hukukunun bir parçasıdır. Avrupa Adalet Divanı, AET üye devletlerine saygı ve AET yasaları gereğince Türk vatandaşlarına ve işletmelere özgü haklar vermeye karar verdi.

Ankara anlaşmasını genel olarak 3 döneme bölebiliriz.

Hazırlık Dönemi: 1 Aralık 1964 – 31 Aralık 1972 tarihleri arasını kapsayan bu dönemde, Topluluk üstleneceği tek taraflı yükümlülüklerle Türk ekonomisini güçlendirmeyi ve Gümrük Birliği’ne geçişe hazır duruma getirmeyi taahhüt etmiştir.

Geçiş Dönemi: 1 Ocak 1973’te Katma Protokol’ün yürürlüğe girmesiyle başlayan bu dönemde taraflar karşılıklı ve dengeli yükümlülükler esasına dayanarak, sanayi ürünleri ticaretinde Gümrük Birliği’nin kurulmasını hedeflemişlerdir.

Son Dönem: Türkiye ile AET arasındaki ortaklık ilişkisindeki son dönem Ankara Anlaşması’nın 5. maddesinde şu şekilde vurgulanır: “Son dönem gümrük birliğine dayanır ve Akit Tarafların ekonomi politikaları arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesini gerektirir.”

Anlaşmanın sonucu olarak, Avrupa Ekonomik Topluluğunun Türkiye ithalatındakı payı arttı. İki taraf arasında bu konuda daha sık bağlar kuruldu.

KATMA PROTOKOL (23 KASIM 1970)

Teknik niteliği bakımından Ankara Anlaşmasının devamı kabul edilen Katma Protokol ile ortaklık anlaşmasının hükümleri daha somut hale gelmiştir.

Katma Protokolün önemli maddelerini şu şekilde sıralayabiliriz: “Malların Serbest Dolaşımı´´ başlıklı (md. 1-35) kısımda değinilen konular arasında, sanayi ürünleri için Gümrük Birliği kurulması, Ortak Gümrük Tarifesinin Türkiye tarafından kabulü ve miktar kısıtlamalarının kaldırılmasının esasları yer alır. “Kişilerin ve Hizmetlerin Dolaşımı´´ başlıklı kısımda (md. 36-42), Türkiye ve Topluluk üyesi ülkeler arasında işçilerin serbest dolaşımı ile yerleşme hakkı, hizmet edimi ve ulaştırma başlıkları incelenmiştir. “Ekonomi Politikalarının Yaklaştırılması´´ kısmında (md. 43-48) ise, Topluluğun rekabet, vergileme ile ilgili hükümlerine ve ticaret politikalarının koordinasyonu konularına değinilir.

Katma Protokol, hukuken 1 Ocak 1973’te yürürlüğe girmiştir. Ancak anlaşmanın ekonomik hükümleri 1971 yılında uygulamaya konulmuştur. Katma Protokol gereği AET tarafı ürünleri 1971 yılından itibaren, bazı petrol ve tekstil ürünleri dışında Türkiye’den ithal ettiği tüm sanayi mallarına uyguladığı gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarını tek taraflı olarak kaldırmıştır.Türkiye ise AB’den ithal ettiği sanayi ürünlerine uyguladığı gümrüklerini 12-22 yıllık listeler halinde kademeli olarak azaltarak sıfırlamayı ve Topluluğun Ortak Gümrük Tarifesine (OGT) uyum sağlamayı üstlenmiştir.

Ancak Türkiye-AET ilişkisi geçiş döneminde sıkıntılar yaşamıştır. 1970’li yıllarda iç ve dış gelişmelerin etkisiyle ortaklık ilişkisi istikrarsız bir gelişim çizgisi izlemiştir. Türkiye, o dönemdeki ekonomik sıkıntılar nedeniyle AET’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmede zorlanmıştır.

Türkiye’nin yükümlülüklerini gecikmeli olarak yerine getirmesi veya aksatması büyük ölçüde uluslararası siyasal gelişmelerden kaynaklanmıştır. 1973 Arap- İsrail Savaşının ardından patlak veren petrol krizi, petrolün varilinin uluslararası piyasalarda dört katına çıkması, 1974 Kıbrıs Müdahalesi ve ardında gelen ABD ambargosunun yarattığı sıkıntılar Türkiye’nin mükellefiyetlerini öngörülen tarihte ve tam olarak yerine getirmesini engellemiştir. Ülke içerisinde yaşanan yüksek enflasyon, sıfıra yaklaşan bir büyüme hızı ve yaygınlaşan karaborsa karşısında, döviz darboğazını aşmak için Türkiye sürekli kredi arayışına girmiştir. Bu koşullarda Türkiye, Katma Protokolün 60. maddesine dayanarak yerine getirmesi gereken yükümlülükleri bazı dönemlerde askıya almıştır.

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik koşullar AT ile ilişkileri bu şekilde etkilerken, koalisyon ortağı iki parti, MHP ve MSP siyasi açıdan da topluluğa karşı çıkmaktadırlar. AT’nin siyonist ve masonların kurduğu bir hristiyan birliği olduğunu savunan MSP lideri Erbakan, bunun yerine “İslam Ortak Pazarı´´ kurulmasını önermiştir.

Tüm bu gelişmelerin Türkiye-AT ilişkilerini çıkmaza sürüklemesi ve hatta kopma noktasına getirmesi beklenirken, 1980 yılında Demirel başkanlığındaki Adalet Partisi azınlık hükümeti umulmadık bir hareketle tam üyeliğe geçişi hızlandırma istemini dile getirmiştir.

Geçiş döneminin en büyük sıkıntısı ise askeri yönetim olmuştur. 12 Eylül 1980’de askeri darbeyle sivil iktidarın devrilmesi üzerine, Türkiye-AET ilişkileri dondurulmuştur.

TAM ÜYELİK BAŞVURUSU (14 NİSAN 1987)

13 Aralık 1983’te kurulan Özal başkanlığındaki ANAP hükümetinin programında “AET ile münasebetlerimizde esas hedefimiz tam üyelik olmakla beraber, bütün safhalarda münasebetlerimizin dengelenmesini esas alan bir anlayış içinde olacağız” ifadesi yer almaktadır.

Türkiye, 14 Nisan 1987 tarihinde, Ankara Anlaşması’nda öngörülen dönemlerin tamamlanmasını beklemeden, üyelik başvurusunda bulunmuştur. Komisyon, bu başvuru ile ilgili görüşünü 18 Aralık 1989’da açıklamış ve kendi iç bütünleşmesini tamamlamadan Topluluğun yeni bir üyeyi kabul edemeyeceğini belirtmiştir.Roma Antlaşması’nın “Topluluğun üçüncü bir devletle ortaklık oluşturan anlaşmalar imzalamasına” dair 238. maddesi kapsamındaki Ankara Anlaşması ve Katma Protokol ekseninde değil, Antlaşma’nın “Her Avrupa Devleti Topluluğa üye olmayı talep edebilir” şeklinde başlayan 237. maddesi çerçevesinde yapıldı.

Yüksek enflasyon ve işsizlik gibi çözülmesi gereken ekonomik sorunların yanı sıra siyasi çoğulculuğun genişletilmesi, demokratikleşme ve insan haklarında düzelme konularının da Türkiye için uyum zorunlulukları bulunmaktadır.

6 Mart 1995’te yapılan 36. Ortaklık Konseyi toplantısında alınan Gümrük Birliği kararı 1 Ocak 1996’dan itibaren yürürlüğe girmiş olup Ankara Anlaşması’nın son dönemini başlatmıştır.

Gümrük Birliği’nin Katma Protokol’de öngörüldüğü şekilde 1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlıklara başlanmıştır. İki yıl süren müzakereler sonunda 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, AB’ye tam üye olmadan Gümrük Birliği’ne katılan ilk ve tek ülkedir.

Hacettepe Üniversitesi siyaset bilimi ve kamu yönetimi mezunuyum. Erken cumhuriyet dönemi, Jön Türkler, faşizm ve 2. Dünya Savaşı çalışma alanlarım. Daha önce de HEPAR'da aktif siyaset yaptım.

  1. ÖTÜKEN BİRLİĞİ PARTİSİ Hakkında yazmış olduğunuz yazı dolayısı ile partim adına teşekkürler.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*